Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Şuşa kentinde düzenlenen uluslararası bir konferansta, Rusya’ya Çerkes Soykırımı’nı tanıma çağrısı yapıldı. Akademisyenleri, sivil toplum temsilcilerini, insan hakları savunucularını ve diaspora temsilcilerini bir araya getiren toplantıda, Kuzey Kafkasya halklarının tarihi deneyimleri, kültürel hakları ve kolektif hafıza meseleleri ele alındı. Konferans sonunda kabul edilen bildiride tarihi adaletsizliklerle yüzleşilmesi, yerli halkların haklarının korunması ve kültürel çeşitliliğin güvence altına alınması gerektiği vurgulandı.
5-6 Temmuz’da Şuşa’daki Karabağ Oteli’nde gerçekleştirilen “Kültürel ve Etnik Çeşitlilik: Tarihten Dersler, Güncel Zorluklar” başlıklı konferans, Azerbaycan’daki Kültürel ve Etnik Çeşitlilik Merkezi ile İpek Yolu Kültürel ve Tarihî Araştırmalar Kamu Birliği tarafından düzenlendi. Azerbaycan, Türkiye, ABD, Fransa, Almanya, Gürcistan, Litvanya, Polonya, Çekya ve İsrail’den katılımcıların yer aldığı etkinlikte, etnik ve kültürel çeşitliliğin korunmasının devletlerin temel sorumluluklarından biri olduğu belirtildi.
Toplantıda ayrıca Rusya’daki etnik ve dini azınlıkların karşı karşıya kaldığı hak ihlalleri ve ayrımcılık iddiaları da gündeme getirildi. Katılımcılar, tarihi hafızanın korunmasının ve geçmişte yaşanan adaletsizliklerin tanınmasının yalnızca mağdur halklar açısından değil, toplumsal barış ve uzlaşma açısından da önem taşıdığını ifade etti.
Konferansın öne çıkan başlıklarından biri ise Çerkes halkının 19. yüzyılda yaşadığı sürgün ve kitlesel kayıplar oldu. Katılımcılar, Rus İmparatorluğu’nun Kafkas-Rus savaşlarının son döneminde yürüttüğü politikaların uluslararası düzeyde daha fazla araştırılması ve tartışılması gerektiğini belirterek Moskova’ya Çerkes Soykırımı’nı resmen tanıma çağrısında bulundu. Açıklamalarda, tarihî hafızanın korunmasının yalnızca Çerkesler için değil, bölgedeki diğer yerli halklar için de önem taşıdığı vurgulandı.
Konferansta konuşan Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdullah Temizkan, “Kafkas Halklarına Karşı Rus Sömürgeciliğinin Özellikleri ve Tarihin Dersleri” başlıklı sunumunda Rusya’nın tarih boyunca Kafkasya’yı askerî ve stratejik bir yayılma alanı olarak gördüğünü söyledi. Temizkan, bölge halklarını birbirinden ayırmaya yönelik politikalar uygulandığını savunurken, Kafkas halklarının özgürlük iradesinin yalnızca savaş meydanlarında değil, kültürün, tarihî hafızanın ve vatan bilincinin korunmasıyla da yaşatıldığını ifade etti.
Fransa’dan çevrim içi olarak konferansa katılan Kafkas Birliği Başkanı ve Dünya Çerkes Ajansı Hareketi Konseyi üyesi İbrahim Yağanov ise “Rusya’da Etnik ve Kültürel Hoşgörüsüzlük: Yerli Halkların Ukrayna Savaşı’na Zorla Dahil Edilmesi” başlıklı konuşmasında, özellikle küçük yerli halklara mensup gençlerin zorla askere alınarak Ukrayna’daki savaşa gönderildiğini öne sürdü. Çerkeslerin ve diğer Kuzey Kafkasya halklarının bu savaşta ağır kayıplar verdiğini söyleyen Yağanov, askerlik hizmetini reddedenlerin baskı ve cezalarla karşı karşıya kaldığını iddia etti.
Konferansta söz alan Litvanya merkezli Dünya Çerkes Ajansı Başkanı Fatimat Kardanova da günümüzde Çerkeslerin yüzde 90’dan fazlasının tarihi yurtlarının dışında yaşadığına dikkat çekti. Kardanova, Çerkes dilinin, kültürünün ve tarihi hafızasının korunmasının yalnızca diaspora için değil, dünya kültürel mirası açısından da önem taşıdığını belirtti.
Toplantıda, Çerkes Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınmasına yönelik girişimlerin son yıllarda ivme kazandığına da dikkat çekildi. Bu kapsamda Gürcistan Parlamentosu’nun 2011 yılında Çerkeslere yönelik uygulamaları soykırım olarak tanıdığı hatırlatıldı. Ukrayna Parlamentosu da 2025 yılında aldığı kararla Çerkes halkına yönelik sürgün ve yok etme politikalarını soykırım olarak nitelendirerek bu yönde adım atan ikinci ülke olmuştu.
Şuşa’daki konferansta ayrıca Litvanya’da Çerkes Soykırımı’nın tanınmasına yönelik girişimlerin sürdüğü belirtildi. Katılımcılar, tarihî olayların araştırılmasının ve kamuoyunda tartışılmasının halklar arasında düşmanlık üretmekten ziyade geçmişle yüzleşmeye, adalet arayışına ve tarihî uzlaşmaya katkı sunduğunu dile getirdi.
Azerbaycan’da yapılan bu çağrı, Çerkes Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınmasına yönelik tartışmaların yalnızca diaspora çevrelerinde değil, farklı ülkelerdeki akademik ve sivil platformlarda da gündemde kalmayı sürdürdüğünü gösteriyor. Şuşa’daki konferans, Çerkes tarihi hafızasına ilişkin taleplerin uluslararası düzeyde dile getirilmeye devam ettiğini ortaya koyarken, Gürcistan ve Ukrayna’nın ardından başka ülkelerin de benzer adımlar atıp atmayacağı sorusunu yeniden gündeme taşıdı. Bu yönüyle toplantı, yalnızca geçmişe ilişkin bir değerlendirme değil, Çerkes meselesinin uluslararası görünürlüğü açısından da dikkat çeken bir gelişme olarak öne çıktı.


